Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KAPATIYORUZ RUH VE SINIR HASTALIKLARI -2 (Devam)

DAMAT Yol DAMAT: Koş Emir Koş. Bu taraftan gitti.  EMİR: Oku atan Eros değilse, çok ilginç. Bu devirde okun olimpiyatlarda olması bile çok saçma. Hayır oku atan Eros ise o daha da saçma. Gözünüzde bir tereddüt mü gördü acaba? DAMAT: Emir nefesini koşmaya harca. Karımı vurdular, ve kim ise onu yakalamak istiyorum. EMIR: Tam karın sayılmaz bu arada. İmzalar atılmamıştı yanlış hatırlamıyorsam. DAMAT: Emir sadece koş. Ayrıca neye olduğu hiç önemli olmadan herkes imza atarken tereddüt eder. Hiç kimse bir şeyi yüzde yüz kabul edemez. İnsan fıtratına ayrıkı. Duvardan zıpladı, Yetişelim hadi. EMİR: Demek ki katil bir fil değil. Çünkü filler zıplayamaz. DAMAT : Katil çekirge olabilir mi diyorsun ?  EMIR :Çekirge ise güzel, iki hakkı kaldı diyorum. DAMAT: İhtimalleri azalt Emir. Bunu yapan nikah günü yaptığına göre kesin benim düşmanım. EMIR: İhtimal ile hamal aynı kökten geliyor biliyor musun? Biz aslında her ihtimalin hamalıyız.  DAMAT: Ne ?  EMIR: Nikah memuru neden hiç şaş...

KAPATIYORUZ RUH VE SİNİR HASTALIKLARI

Resim
         24 senedir bu mesleği yapıyorum. Girdiğim en ilginç ortam belki de bu. Evet sanırım en ilginci bu. 24 yıldır resmi kurumlardan aldığım yetkiyle insanlara kıyıyorum. Bundan çoğu zaman insanlar hoşnutlar üstelik. Genelde de alkış alıyorum. Ve bunu yaparken silahı kendilerine teslim eden de benim. ‘Karanlıkları devirmek ve aydınlık bir çağın kapılarını açmak için en mükemmel silah kalem’ diyen Cemil Meriç’e saygılar. Nikah memuruyum. 24 senedir insanları sadece bir defterle bağlarken kendisi bekar olan bir nikah memuru. Terzi kendi söküğünü diker, nikah memuru kendi nikahını kıyamaz. Mum dibine ışık verir, nikah memuru evet artık gelini öpebilirim diyemez. Hiçbir nikah memuru,  kendi ayağına bastırmak için icazet veremez. Evlilik aşkı öldürür mü bilmem ama tanıdığın insan ikiye katlanır, gideceğin cenaze artar demişti babam. Yani dolaylı olarak senin dünyandaki ölüm artar. Senin dünyan dışındakileri de hiçbir zaman ölümden saymazsın...

Muhtar Bile Olmuş

- Öncelikle hoşgeldiniz Bayram Bey. Gelirken cv talep etmiştik ama göremedik. Atladınız sanırım.  - Merhaba hoşbulduk. Oğlana söyledim yaz diye ama çizgisiz kağıda düz yazamıyormuş, altına kırmızı çizgili kağıt koyacağım dedi. Müsade etmedim, sonuçta düz gitmek en çok kendi ayaklarınla güzel. Ama siz sorun ben  24 Eylül 1982 den bu yana her anımı hatırlıyorum. -Ne oldu ki o tarihte?  -Doğdum. -Öhm. İsterseniz sizi kısaca tanıyalım Bayram Bey. Sonra diğer detayları görüşürüz.  -Tabi ki. İsmim, yaşım sizde var zaten. Ankara doğumlu, aslen Yozgat'lıyım. 2 çocuğum 1 eşim var. Yaklaşık 1 yıldır İstanbul'dayız. En sevdiğim renk, çamaşır makinasında 5 kez yıkanan siyah tişörtün dönüştüğü renk. Bana hayatı anlatıyor. Hayatımızda iyi şeyler olması, temizlenmek çoğu zaman kendimizden taviz vermeyi gerektirir. Avrupa Birliğine ve okul aile birliğine inanmıyorum. Tek inandığım birlik Gençlerbirligi idi. O da İlhan Cavcav dan sonra bozuldu. Eski muhtar, eski çiftçi ve eski girişi...

Kaotik Titanik

Ne paranın bulunması, ne tekerleğin ilk kez dönmesi ne de yazının icadı. Bence tarih hiç biri ile başlamıyor. Tarih ne zaman başlamıştır biliyor musunuz? Hayır bilemediniz. Atların evcilleşmeşi tarihin başlangıcıdır. Böyle söylüyorum çünkü ben bir atım. Eğer bir at olsaydım, böyle bir yazı yazardım. 12 yaşında bir çocuğum ve büyüyünce ne olacaksın diyenlere 'at' diyorum. At değilim ama bi yerlerde 'Atların tarihin başlangıcı olduğunu iddia edip savunanlar' derneği var ise başkanlık edebilirim.Ve ilk iş ismini kısaltırım. Neyse, neden atların bu kadar çok seviyorum: 1)Dört ayaklılar, düşme riskleri az. Ben bir kez düştüm ve burnum çok kanamıştı, futbol oynarken olması ile alakası yok tabi ki. İki tane daha ayağım olsa düşmezdim. 2)Çok hızlı koşabiliyorlar. Bir keresinde bakkala ekmek almaya gitmiştim, giderken Ali ile taso oynamaya daldım, ekmeği çok geç götürmüşüm,annemin terliği ile merhabalaşmıştık, evet at olsam daha hızlı ekmek alırdım, terlik ile yüz göz olmazdım. ...

130 KM - 2

BÖLÜM 2  00:32  BUYRUN FM Evet sevgili dinleyenler, tekrar birlikteyiz. Saatler ilerliyor, umutlar yıl değişince güncellenmiyor ama biz yine de konuşuyoruz. Konuştukça iyi hissediyoruz çünkü susmak... Sessizlik bazen ölüm gibi. Çünkü sadece ölüler konuşamaz. Nereden mi biliyorum? Daha önce hiçbir ölüyü konuşurken duymadım.  Gecenin konusuna onlarca mesajlar yağmış sevgili dinleyenler. Ama hepsini okumam. Bu da benim bu gecelik kötülüğüm olsun. Ama şunu bilin, hepimiz kötüyüz ve hepimiz aynı ölçüde iyiyiz. Yani... Aslında soru şu olmalı: Otobüste birine yer vermek iyilik, tamam. Ama ya yer vermemek? Kötülük müdür ? Hayat siyahla beyazdan çok griliktir sevgili dinleyen. Birini öldürmek kötüdür ama birini öldürmemiş her insan da iyi değildir. Grilik...  Ne güzel değil mi? ‘Geçen hafta otobüste yaşlı bir teyzenin çantasını taşımama izin vermesi için ikna etmem 20 dakika sürdü. Sonra bana dönüp “Kızım, iyilik yapmak için bu kadar ısrar etmen bile bir iyiliktir” dedi. Hay...

130 KM

BÖLÜM 1 BUYRUN FM 108.1  31 Aralık 2024   Ooonnnn.Dokuuuzzz.Sekiiiiiz. Yediiiiii.Altııı.Beeeeeeş.Döörtttt. 01.01.2025 Üüüüç.İkiiiii. Biiiir.Evet sevgili dinleyiciler, bendeniz Cem Şakrak. Ailenizin radyosu, Buyrun Fm frekanslarında yeni yılın ilk dakikalarında sizlerle keyifli anlar yaşatmak için buradayım. Yolda olanlar, işte olanlar, radyoyu bi kenarda açık unutup uzaklara dalanlar...Yeni yılın ilk dakikalarında sizlerle birlikte olacağız. Her yılbaşı olduğu gibi yine bir umut kaplanmasına, “Bu sene kesin değişeceğim” yalanlarına hoş geldiniz! Öncelikle, klişelerimize sadık kalalım. “Yeni yıl, yeni ben” diyorsunuz ya... Bakın, bir şey söyleyeyim: Geçen yılki “ben” hâlâ dolapta duruyor. Üzerinde “kullanılmamış kararlar” etiketiyle. Hadi dürüst olun, o diyet listesi, yoga matı, ya da İngilizce öğrenme kitabı hâlâ paketinde değil mi? Bu yıl için size şahane bir kişisel gelişim tavsiyem var! Bu yıl kendinize “gerçekçi hedefler” koyun. Mesela, “Spor salonuna yazılmayacağım çünkü...

Delilik ya da Sallama Çay

... İnsan her zaman üzerine yakışanı giymeyebiliyor. Cümleye böyle başlamam üzerimde yakışmayan bir şey olduğunu düşündürmesin sakın. İlk kez bir gömlek üzerime bu kadar yakıştı. Hem de 6 aydır üzerimde. ... Deli olduğumu ben fark ettiğimde 6, ailem fark ettiğinde 18, Hipokrat yeminli insanlar fark ettiğinde 34 yaşında idim. Burada bir dipnot açmak şart oldu. Doktor dediğimiz insanlar da üzerimdeki gömleğin benzerini giyiyorlar, üstelik tersi! Dipnotun da dipnotu şart oldu. Yani dibin dibi. Hep olduğum yer, sizi de beklerim. Neyse. Gerçekten akıllı olan delidir. Delilik kendini akıllı sanmaktır. Kafanız karıştı dimi. Olur öyle. Zaten akıl hastanesi dediğiniz yer siz kendinizi akıllı hissedin diye birtakım insanların misafir edildiği yerdir. Ne diyorduk? 6 yaşında bazı şeylerin farkına vardığımı anlatıyordum. 6 yaş insanın olgunluk çağıdır. Sonrasında okul denen illet insanların zihinlerini sınırlar, sınav yapar, sözlü yapar, not verir, puan kırar. Aslında hayır, burada kalmamıştık, s...

Kaçış

Saat 07.17 Yaklaşık 2 saattir koşuyorum. Maratonda mıyım hayır, önümde belim ile koparabileceğim bir kurdele beklemiyor beni. Keşke maratonda olsam en azından ayağımda terlik olmazdı. İnsanların koşarak bir yere varabileceklerinin en güzel kanıtı sanırım koşu yarışları. Mesela bir madalyaya… Bir yarışta olsam şuan bunları düşünemiyor olabilirdim, ama arkamda biri iyi giyimli, ikisi eh işte 3 kişi var ve benim tek çarem koşmak. İnsan koşarken düşünebiliyor. Düzeltiyorum, insan koşarken gereksiz düşünebiliyor. İnsan koşarken düşebiliyor, düştüm ve çöp konteynırlarının arasına yığılıp kaldım. İnsanın böyle durumlarda kafasında bir ampul yanar ya, sanırım benim kafamda Edison henüz 10.uncu denemesinde falan, ampul yanmıyor. Mum yandı desek yeridir. Bir dakikadan az sürede kendimi konteynırın içinde buldum. Küçükken çöp arabalarının içini çok merak ederdim, an itibari ile merakım gitti ve küçükken de mantıksız olduğum kanısına vardım. İnsan çöplerin arasında bile düşünebiliyor. Saat 9.23...

Kedi Dedektifi

Sevgili eşim Neşe, Bugün vefatının 835inci günü. Yazdığım 795inci mektup. Mezarının üzerinde topraktan çok sana yazdığım mektuplar var. İnsanlar sevdiklerinin mezarına ağaç dikiyor, ben onların ağaçlarından yapılan kağıtlara sevgimi döküyorum, bence aynı şey. Seni tek bırakıyorum sanma, yatağım senin yatağın kadar soğuk. Senin kadar yalnızım. tanıştığımız günden beri ben sen’im. Bundandır gittiğin günden beri ben de yokum. Sana ilk yazdığım not ile sonlandırıyorum bugün. Sen üşürsen ben hasta olurum, ben hapşurursam sen çok yaşa. Sen uyanırsan, bütün horozlar neşe ile öter, sen gülümsersen güneş nasıl doğulur öğrenir. Yazım hala çok kötü, ama sana her mektubumda ellerim titriyor, eriyen kar sonrası balçık olan asfalt gibi oluyor kağıt. Duygularım net ama yazım hala kötü. Neyse ne diyor Neşet Ertaş: ‘Yazımı kışa cevirdin.’                                           ...

yürüyememek üzerine

Radyoda tıngır mıngır bir şeyler çalıyor. Ayaklarım tempo tutuyor , ıslık çalıyorum. Bir timsahım olsa ona koyabileceğim isimler geçiyor aklımdan. Zımba, delgeç, cüzdan... Müzik dursa yürüyememekten korkuyorum. sanki radyoda karabiberim çalmıyor da, tok sesli birisi şimdi sol ayağını, şimdi sağ ayağını diye komut veriyor. Zihnimin bir köşesinde, karabiber ömrü uzatır diyor arkadaşım. Bol bol hapşurursun, çok yaşa diyenin çok olur diyor. Gülümsüyorum.  Dedektif olmanın en güzel yanı, nereye gideceğini sen değil takip ettiğin belirliyor olması. Sıfır düşünce. Her şeyi düşünmek yoruyor. Dedektif değilim ve nereye gideceğim hakkında hiç bir fikrim yok.  İnsanların arttığı yollara giriyorum. Hapşu! diyor yanımdan geçen süper Mario kılığına girmiş adam. Tesadüfler güzeldir. Bir kağıt kalem alıp liste yapmak istiyorum. Kalbimi hızlandıran şeyler listesi: İlk ona her harfinde üç elif miktarı durup adını yazasım geliyor. Kalan yere de robot resmini çizdirme edasıyla ilmek il...