130 KM - 2

BÖLÜM 2 

00:32 
BUYRUN FM

Evet sevgili dinleyenler, tekrar birlikteyiz. Saatler ilerliyor, umutlar yıl değişince güncellenmiyor ama biz yine de konuşuyoruz.
Konuştukça iyi hissediyoruz çünkü susmak... Sessizlik bazen ölüm gibi. Çünkü sadece ölüler konuşamaz. Nereden mi biliyorum? Daha önce hiçbir ölüyü konuşurken duymadım. 
Gecenin konusuna onlarca mesajlar yağmış sevgili dinleyenler. Ama hepsini okumam. Bu da benim bu gecelik kötülüğüm olsun. Ama şunu bilin, hepimiz kötüyüz ve hepimiz aynı ölçüde iyiyiz.

Yani... Aslında soru şu olmalı: Otobüste birine yer vermek iyilik, tamam. Ama ya yer vermemek? Kötülük müdür ? Hayat siyahla beyazdan çok griliktir sevgili dinleyen. Birini öldürmek kötüdür ama birini öldürmemiş her insan da iyi değildir. Grilik... Ne güzel değil mi?

‘Geçen hafta otobüste yaşlı bir teyzenin çantasını taşımama izin vermesi için ikna etmem 20 dakika sürdü. Sonra bana dönüp “Kızım, iyilik yapmak için bu kadar ısrar etmen bile bir iyiliktir” dedi. Hayatımda ilk kez bu kadar az şey yapıp bu kadar iyi hissettim.’

                                                                                                                 Ebru Araz 

Ne güzel değil mi?
İyilik bazen bir yükü taşımak değil, bir direnci nazikçe aşmak. Sıradaki şarkı yoldaki herkese gelsin.

'Neşet Ertaş'tan Yolcu'

 Zaten herkes doğum ile ölüm arasında dümdüz akan bir yolda değil mi?



00.35
TARIK TERSYÖN EKIP OTOSU 

Bu arabanın bu kadar hız yaptığını ilk kez görüyorum. Gerçi kim cenazeye gitmek için acele eder ki. Öndeki manyak hariç.

 Son hızla peşinden gidiyorum arayı da kapattım ama yakalamak imkansız. Gecenin bu vakti diğer ekipler gelene kadar da takipte kalmak ama yakalamamak en iyisi sanırım. Korna yok, siren yok, ama var gücüyle 'yetişmem lazım' diye bağırıyor gibi. 

Gittiği yön hakikaten mezarlığa gidiyor. Hala asfalt yoldayız, peşindeyim ama tedirginim. Hakikaten mezarlığa gidiyorsa birazdan toprak yola girmek zorunda. Toprak yola girerse de yakalamam an meselesi. Megafonu açıp öndeki araca sesleniyorum.

-Durun yoksa ehliyetinize 6 ay el koyarım.

Eli silahlı bir ölüyle bir diriyi kaçıran biri için caydırıcı olmadı pek. Ama gel gelelim ben de trafik polisiyim. Ne diyebilirim? Mesleki alışkanlık da beni takip ediyor anlaşılan. 

Telsizden ikinci anons geliyor:

'İmamı ve cenaze aracına kaçıran şahıs 75-80 yaşlarında erkek ve silahlı.'

Ne! Allahım yeni yılda gereksiz bir radyo dinleyip nöbeti devretmek varken neyin içine sürükleniyorum?  Adam da 80 yaşında imiş. Koca adama manyak dedik iyi mi? Değil. 

Anons geçen devrem bir sıfatı eksik söyledi. 'Erkek,silahlı ve çok hızlı.'

Telsizi elime alıp karşılık veriyorum:

'Araç önümde, yakın takipteyim. Üçevler sapağını geçtik, Korkut Mezarlığına doğru ilerliyor. Acil takviye gerek.' 

Mesela hak etmeyene iyilik yapmak konserde kulaklıkla müzik dinlemek gibidir. Yersiz ve gereksiz. 
                                               İsa KUZU

Radyodan gelen mesajları hâlâ okuyor  -neydi adı, şu şen şakrak olan sunucu- .Kapatmak istemiyorum, bir ses olması iyi hissettiriyor. 

80 yaşında amca gazdan ayağını çekmiyor, umarım aynı özveriyi tetiğe de kullanır. Derken arabanın camından imam olduğunu düşündüğüm kişi kafasını uzatıyor. Aha diyorum kurtuldu, bağıracak İmdaat! diye. Bir ses yükseliyor. 

'Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!

 Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Habiballah!' 

Allahım yardım çığlıkları beklerken imamdan cenaze selası dinliyorum. Tedirginlik, korku, merak. Hepimiz son hızla arabayı takip ediyoruz. 

Evet ben Tarık Tersyön. Trafik Polisi (37) 1 Ocak 2025 saat 01.50 suları. Daha önce hiç delirmedim ama son 1 saati birilerine anlatsam deli muamelesi görürüm kesin. Toprak yola az kaldı. Zaten hepimizin sonu kara toprak değil mi ? 


Yolda ikimiz hariç başka bir araç yok, diğer araçların siren sesleri geliyor ama dikiz aynasından hala göremedim. İmam selayı bitirince tekrar içeri giriyor. Bey amca ani bir manevrayla toprak yola kırıyor. Sanki kaçmıyor ama acele ediyor gibi. Kaçsa bu yola neden girsin ? Hızımız yarıya düşüyor. Silahlı ve rehini olduğu için önünü kesmek istemiyorum. Diğer ekipler gelene kadar kontrol altında takip etmek en iyisi. 

Hızımız düştü. Son 3 dakikanın görüntüsü: 'Cenazeye usul usul giden bir cenaze aracı ve arkasında polis arabası ile yakınları.' Görüntüyü bozan tek bir şey var, saat gece 2 ye gelmek üzere. 

Artık mezarlık kapısından girdik, hızımız 'araca bir de park cezası yazabileceğim seviyeye' kadar düştü. Takviye ekip de peşimizden yetişti. Hepimiz silahlarımız tetike ne olacağını merakla bekliyoruz. Gerçi alışkanlıktan ben ilk başta alkolmetreyi çıkardım ama olsun. Sonuçta o da silah kadar etkili bazı durumlarda. 

01.50 
BUYRUN FM 
CEM ŞAKRAK

İyilikle kötülük arasındaki çizgi... bazen sandığımız kadar net değil ha.

Hani diyorsun ki, ‘ben kimseye kötülük yapmadım’... ama birine lazımken yanında olmadıysan, o da azıcık kötülük sayılmaz mı?

Veya sabah metroda biriyle göz göze geldin, selam vermedin... minik bir kabalık, değil mi? Ama işte iyilik de böyle küçük şeylerle başlıyor aslında.

Herkes büyük kahramanlıkların peşinde ama... bazen sadece derin bir nefes alıp sinirlenmemek bile bir iyilik.

Bu noktada... size bir sır vereceğim. Ben o nefesi bazen tek başıma alamıyorum. Yardım alıyorum.

SakinBiÇay!

Melisa, papatya, rezene… ne ararsan var.

Bir fincan içiyorsun... beş dakikaya iç sesin, ‘boş ver ya, dünya zaten geçici’ diyor.

İçiyorsun, öfkeni içiyorsun, kibrini içiyorsun… geriye sadece iyilik kalıyor.

Günün sponsoru bırakın iyiliklerinizin de sponsoru olsun, üstelik ŞakrakCem kodu ile yüzde 10 indirim. 

Şimdi o zaman... derin bir nefes, bir yudum çay, bir doz Cem Şakrak. Son şarkı geliyor.

Cem Karaca Rap Rap Rap.

02.05
KURUÇAY MEZARLIK
TARIK TERSYÖN

Önce imam iniyor arabadan elleri havada. Amca iniyor sonra. Elinde çifte bir tüfek. Bize doğrultma niyeti yok, imama da dogrultmuyor. Amca muhtemelen bununla tavşan bile vurmamıştır. Öyle utançla bakıyor hepimize. Megafondan sesleniyorum:

Silahını bırak, teslim ol. 

Amca normal ses tonu ile karşılık veriyor : Oğlum duyuyorum zaten niye sokağa gelmiş hurdacı gibi bağırıyon normal konuşsana.'

Amca da huysuzluk da var. Durun bi su içeyim diyor hiç bir şey olmamış gibi. Hepimiz şaşkın ama tedirgin bakıyoruz.Tüfek hala elinde. Yaklaştırmıyor. Sonra imama dönüp gülümseyerek tekrar konuşuyor:

 'İyi oldu bak kalabalık olduk benim hanım ağırdır, ikimiz gömemezdik zaten.'

Amca sonra sesini biraz düzeltip konuşmaya başlıyor. Tehlike geçti varsayıp tetiklerden ellerimizi çekiyoruz. Ben yine alkolmetreyi tutuyorum ne olur ne olmaz. Ayık insan işi değil yaşadıklarımız. 

'Evlatlarım önce şu yanımdaki imam kardeşten sonra sizden özür dilerim. Ben 80 yaşına kadar trafik cezası bile yemedim gerçi ehliyetim de arabam da yok o da etkili olabilir bu duruma. Ama bu akşam bunu yapmak zorundaydım. Önce kalan vazifemi tamamlayım, isterseniz içeri atın beni. Bu tabuttaki kadın benim 50 yıllık eşim. Yaklaşık 2 saat önce vefat etti. Gece gece gassal bulamam dedim kendi ellerimle yıkadım. Cenaze aracını da bu gördüğünüz tüfekle kaçırdım, içinde mermi var mı onu da bilmiyorum. İmam arkadaş en kolayı oldu zaten. Gece kapıya elinde tüfekle bir cenaze ile gelen yaşlı adama direnmedi bile. Sağolsun yolda hanımın selasını bile okudu. Şimdi siz diyorsunuz ki iyi de neden?  Siz de haklısınız. Bunu size nasıl açıklarım bilmiyorum. O yüzden bunu size 50 yıllık yoldaşım eşim açıklasın.'

Hepimiz korkarak tabuta bakıyoruz. İçimden diyorum ki ulan görgü tanığına helal olsun nasıl da bilmiş adamın yaşını. Neyse konumuz o değil. Konumuz ne hakikaten, bütün bu yaşadıklarımızı anlatacak diye tabuta doğru bakıyoruz hemen. Amca elini cebine atıyor, bir kağıt çıkarıp sesleniyor:
Kaç tane ölüden ifade aldınız. Buraya bakın ben okuycam.İşte eşim vasiyeti:

Hepimiz derin bir Ohh! çekiyoruz. En azından diri birinden dinleyecek olmak ferahlatıyor hepimizi. Amca bu sefer mektubu okumaya başlıyor: 

'Sabri’ye,
Kocam, hayat arkadaşım, emekli kahve müdavimi...

Sabri… Eğer bu satırları sen okuyorsan ben kesin ölmüşümdür. Çünkü sen gözlüksüzsün, bu yazıyı çözemezsin. Ben sağken okuyacak olsan mecburen ben okurdum.

Bak Sabri, ben gidiciyim. Bu sefer öyle “Ay belim tutuldu, içim geçti” değil… Bayağı gidiyorum. Sağlıkçılar da pes etti. 1.2.3. Tıp. Oynadı dün muayene eden doktor. 

Şimdi bu bir vasiyet mektubudur. Sana hitaben. Çünkü benden sonra bu evde kimse kanepe örtülerini ters sermesin diye. Önce ciddiyet:


1. Cenaze törenim sade ama nezih olsun. 
Gelinim Fatoş salça börek yapmasın. Onun elinden yediğimde bir hafta mide koruyucusu kullanıyorum. Ayrıca çay plastik bardakta değil, ince belli camda verilsin. Ölüm var, ayıptır. Öyle gereksiz cenaze evinde yemek mi verilir triplerine girme. Yüzyıllık geleneğini sen mi değiştireceksin? Sen önce damlayan musluğu değiştir. 

2. Dolabın üstündeki tencereye dikkat.
İçinde 2000 lira, 3 çeyrek altın ve Gülseren’in düğün davetiyesi var. Altınları torunlara böl. Davetiyeyi yak, o düğüne zaten gitmezdim. Sevmiyorum o kadını. 

3. Evdeki 2 koltuğu belediyeye ver.
Ama minderleri verme. Çünkü içlerinde senin o sakladığın çekirdek kabukları hâlâ duruyor olabilir. Rezil oluruz. 

4. Ve Sabri…

En önemlisi. Allah biliyor ya hep yılbaşında ölmek istedim, olur da yılbaşında ölürsem o yılın ilk toprağa verileni ben olayım. Her sene yeni yılın ilk bebekleri diye haberlere konu olan bebekleri görüyoruz. Ben de yeni yılın ilk defnedileni olayım. Yap bunu be Sabri. Bak hem işin büyüğü bana düşüyor. Yeni yılda ölmek... Sana düşen ne ki ?

Amca gözyaşlarını sildi. 'Arada okuyamadığım yerler vardı atladım çocuklar' dedi. Sonra kafasını eğerek ben bana düşeni yaptım diye iç çekti. 

















Yorumlar

  1. Emeğine sağlık Cengiz Maraz
    "Hani diyorsun ki, ‘ben kimseye kötülük yapmadım’... ama birine lazımken yanında olmadıysan, o da azıcık kötülük sayılmaz mı?
    çok güzel bir bakış açısı bu cümle çok sey anlatıyor anlayanaaa....

    YanıtlaSil
  2. kaç kez okudum bilmiyorum, o kadar samimi bir hikaye olmuş ki, elinize sağlık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAPATIYORUZ RUH VE SİNİR HASTALIKLARI

Kaotik Titanik

Muhtar Bile Olmuş