Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Delilik ya da Sallama Çay

... İnsan her zaman üzerine yakışanı giymeyebiliyor. Cümleye böyle başlamam üzerimde yakışmayan bir şey olduğunu düşündürmesin sakın. İlk kez bir gömlek üzerime bu kadar yakıştı. Hem de 6 aydır üzerimde. ... Deli olduğumu ben fark ettiğimde 6, ailem fark ettiğinde 18, Hipokrat yeminli insanlar fark ettiğinde 34 yaşında idim. Burada bir dipnot açmak şart oldu. Doktor dediğimiz insanlar da üzerimdeki gömleğin benzerini giyiyorlar, üstelik tersi! Dipnotun da dipnotu şart oldu. Yani dibin dibi. Hep olduğum yer, sizi de beklerim. Neyse. Gerçekten akıllı olan delidir. Delilik kendini akıllı sanmaktır. Kafanız karıştı dimi. Olur öyle. Zaten akıl hastanesi dediğiniz yer siz kendinizi akıllı hissedin diye birtakım insanların misafir edildiği yerdir. Ne diyorduk? 6 yaşında bazı şeylerin farkına vardığımı anlatıyordum. 6 yaş insanın olgunluk çağıdır. Sonrasında okul denen illet insanların zihinlerini sınırlar, sınav yapar, sözlü yapar, not verir, puan kırar. Aslında hayır, burada kalmamıştık, s...

Kaçış

Saat 07.17 Yaklaşık 2 saattir koşuyorum. Maratonda mıyım hayır, önümde belim ile koparabileceğim bir kurdele beklemiyor beni. Keşke maratonda olsam en azından ayağımda terlik olmazdı. İnsanların koşarak bir yere varabileceklerinin en güzel kanıtı sanırım koşu yarışları. Mesela bir madalyaya… Bir yarışta olsam şuan bunları düşünemiyor olabilirdim, ama arkamda biri iyi giyimli, ikisi eh işte 3 kişi var ve benim tek çarem koşmak. İnsan koşarken düşünebiliyor. Düzeltiyorum, insan koşarken gereksiz düşünebiliyor. İnsan koşarken düşebiliyor, düştüm ve çöp konteynırlarının arasına yığılıp kaldım. İnsanın böyle durumlarda kafasında bir ampul yanar ya, sanırım benim kafamda Edison henüz 10.uncu denemesinde falan, ampul yanmıyor. Mum yandı desek yeridir. Bir dakikadan az sürede kendimi konteynırın içinde buldum. Küçükken çöp arabalarının içini çok merak ederdim, an itibari ile merakım gitti ve küçükken de mantıksız olduğum kanısına vardım. İnsan çöplerin arasında bile düşünebiliyor. Saat 9.23...

Kedi Dedektifi

Sevgili eşim Neşe, Bugün vefatının 835inci günü. Yazdığım 795inci mektup. Mezarının üzerinde topraktan çok sana yazdığım mektuplar var. İnsanlar sevdiklerinin mezarına ağaç dikiyor, ben onların ağaçlarından yapılan kağıtlara sevgimi döküyorum, bence aynı şey. Seni tek bırakıyorum sanma, yatağım senin yatağın kadar soğuk. Senin kadar yalnızım. tanıştığımız günden beri ben sen’im. Bundandır gittiğin günden beri ben de yokum. Sana ilk yazdığım not ile sonlandırıyorum bugün. Sen üşürsen ben hasta olurum, ben hapşurursam sen çok yaşa. Sen uyanırsan, bütün horozlar neşe ile öter, sen gülümsersen güneş nasıl doğulur öğrenir. Yazım hala çok kötü, ama sana her mektubumda ellerim titriyor, eriyen kar sonrası balçık olan asfalt gibi oluyor kağıt. Duygularım net ama yazım hala kötü. Neyse ne diyor Neşet Ertaş: ‘Yazımı kışa cevirdin.’                                           ...

yürüyememek üzerine

Radyoda tıngır mıngır bir şeyler çalıyor. Ayaklarım tempo tutuyor , ıslık çalıyorum. Bir timsahım olsa ona koyabileceğim isimler geçiyor aklımdan. Zımba, delgeç, cüzdan... Müzik dursa yürüyememekten korkuyorum. sanki radyoda karabiberim çalmıyor da, tok sesli birisi şimdi sol ayağını, şimdi sağ ayağını diye komut veriyor. Zihnimin bir köşesinde, karabiber ömrü uzatır diyor arkadaşım. Bol bol hapşurursun, çok yaşa diyenin çok olur diyor. Gülümsüyorum.  Dedektif olmanın en güzel yanı, nereye gideceğini sen değil takip ettiğin belirliyor olması. Sıfır düşünce. Her şeyi düşünmek yoruyor. Dedektif değilim ve nereye gideceğim hakkında hiç bir fikrim yok.  İnsanların arttığı yollara giriyorum. Hapşu! diyor yanımdan geçen süper Mario kılığına girmiş adam. Tesadüfler güzeldir. Bir kağıt kalem alıp liste yapmak istiyorum. Kalbimi hızlandıran şeyler listesi: İlk ona her harfinde üç elif miktarı durup adını yazasım geliyor. Kalan yere de robot resmini çizdirme edasıyla ilmek il...