yürüyememek üzerine

Radyoda tıngır mıngır bir şeyler çalıyor. Ayaklarım tempo tutuyor , ıslık çalıyorum. Bir timsahım olsa ona koyabileceğim isimler geçiyor aklımdan. Zımba, delgeç, cüzdan...
Müzik dursa yürüyememekten korkuyorum. sanki radyoda karabiberim çalmıyor da, tok sesli birisi şimdi sol ayağını, şimdi sağ ayağını diye komut veriyor. Zihnimin bir köşesinde, karabiber ömrü uzatır diyor arkadaşım. Bol bol hapşurursun, çok yaşa diyenin çok olur diyor. Gülümsüyorum.
 Dedektif olmanın en güzel yanı, nereye gideceğini sen değil takip ettiğin belirliyor olması. Sıfır düşünce. Her şeyi düşünmek yoruyor. Dedektif değilim ve nereye gideceğim hakkında hiç bir fikrim yok.
 İnsanların arttığı yollara giriyorum. Hapşu! diyor yanımdan geçen süper Mario kılığına girmiş adam. Tesadüfler güzeldir. Bir kağıt kalem alıp liste yapmak istiyorum.
Kalbimi hızlandıran şeyler listesi:
İlk ona her harfinde üç elif miktarı durup adını yazasım geliyor.
Kalan yere de robot resmini çizdirme edasıyla ilmek ilmek seni yazmak.
Islık çalmaya devam ediyorum. Bütün bekleyişler, beklemeyişler.
Bir kaktüs ile bir kirpinin hikayesini yazmak istiyorum, dikenleri batıyor. Gül değil ki bu, katlayanayım. Yazamıyorum. Ne çok şeyi isteyip yapamıyorum. Bunun da listesini yapmak istiyorum. Kesin yapamam.
Başlangıcını bilmediğim uzun suredir yürüyorum. Tekerleğin icadı atlara nankörlük gibi geliyor bana. Atları da sevmiyorum, arabaları da. At ile karıncanın koalisyonu hiç güven vermiyor. Yürüyorum çünkü, başka iyi bildiğim bir şey yok.
Göçmenler yürüyor, mülteciler yürüyor, hacılar yürüyor. Zamanı yakalamak veya zamana yetişmek. Hangisi bilmiyorum. Kuşlar sürü halinde uçuyor. Göç diyorlar, göç dediğin nedir ?
Cebimdekileri, aklındakileri, kalbimdekileri saça saça yürüyorum. Tanzanya’daki gülme salgını geliyor aklıma. Basit bi şakadan 30 bin kişinin etkilendiği, karantina alanları oluşturulduğu geliyor aklıma. Onları da döküyorum. Yürümek de salgındır, sokaklar,caddeler dev karantina alanları oluşturulduğu geliyor aklıma.onları da döküyorum.
Cebimden dökülenlerle geldiğim yeri bulurum belki. Ama peki gideceğim yeri ? Zaman sonsuz bir mühlettir. Geriye dönmemek için attığım her adım zamanda yolculuk.
Sen geliyorsun aklıma. Korkularım, endişelerim, heyecanlarım... korku demişken insanın ilk korku kaynağıdır yürümek. Bir ayağı havada bir ayağı yerde düşmeden yürümeye çalışmak her bebeğin korkusudur. Korkusuzca yürüyorum. Çünkü düşersem görünmez olurum. Yolun ucunun sana çıktığı yollar geliyor aklıma.
Yazabilseydim eğer ‘sen sabitsin, ben yürüyebiliyorum. İnsanın ayaklarının olması özgürlük değil. ‘ diyecekti kirpi kaktüse. Yazamadım. Belki de dememesi gerekti. Yol bitiyor, o kadarını düşünemedim.
Eskiden kimlikler çok büyük olduğu için insanların ceplerine sığmaz şapkalarına koyarlarmış. Ondan kafa kağıdı denirmiş kimliklere. Keşke benim de kimliğim kafamda bir yerde olsa. Kaybettim, bulamıyorum. Belki bundan yürüyorumdur,
‘Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır.’diyor Frederic Gros.
Ben bunu kendimden ayrı düz koşu yapıyorum diye ifade edebiliyorum ancak. Evet o yüzden birimiz kitap yazabiliyor, birimiz kaktüs ile kirpiyi aynı hikayede bir araya getiremiyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAPATIYORUZ RUH VE SİNİR HASTALIKLARI

Kaotik Titanik

Muhtar Bile Olmuş