Kaçış
Saat 07.17
Yaklaşık 2 saattir koşuyorum. Maratonda mıyım hayır, önümde belim ile koparabileceğim bir kurdele beklemiyor beni. Keşke maratonda olsam en azından ayağımda terlik olmazdı. İnsanların koşarak bir yere varabileceklerinin en güzel kanıtı sanırım koşu yarışları. Mesela bir madalyaya… Bir yarışta olsam şuan bunları düşünemiyor olabilirdim, ama arkamda biri iyi giyimli, ikisi eh işte 3 kişi var ve benim tek çarem koşmak. İnsan koşarken düşünebiliyor. Düzeltiyorum, insan koşarken gereksiz düşünebiliyor.
İnsan koşarken düşebiliyor, düştüm ve çöp konteynırlarının arasına yığılıp kaldım. İnsanın böyle durumlarda kafasında bir ampul yanar ya, sanırım benim kafamda Edison henüz 10.uncu denemesinde falan, ampul yanmıyor. Mum yandı desek yeridir. Bir dakikadan az sürede kendimi konteynırın içinde buldum. Küçükken çöp arabalarının içini çok merak ederdim, an itibari ile merakım gitti ve küçükken de mantıksız olduğum kanısına vardım. İnsan çöplerin arasında bile düşünebiliyor.
Saat 9.23
Bir yerde okumuştum, insan ölmek istemediği yerde yaşamamalı diyordu. Sarsıldım. Burnuma keskin bir koku geldi, ilk defa gelmeme rağmen bulunduğum yerin neresi olduğunu anladım ve daha sonra gözümü açtım, koku o kadar yoğundu ki, burnumla görmüştüm çevremi. Dev bir çöplük… Daha önce koltukta uyumuştum, otobüste ayakta giderken dahi uyumuştum, ama ilk kez çöp yığını arasında uyuyordum, kimseye tavsiye etmem. Tabi arkanızda 3 kişi yoksa ve geceyi uykusuz geçirmediyseniz. Koşmaya başlarken tek hayalim peşimdekilerden kurtulmaktı. Gerçekleşti mi, sanırım evet.
Paçaları bu kadar erken sıvamasaydım keşke. Karşımda dere mi su birikintisi mi var meçhulken. Kurtuldum derken peşimde koşan üç kişi bana doğru geliyor. Artık ne kaçacak gücüm ne de yerim var. Hafifçe doğruluyorum sadece. İyice yaklaşıyorlar ve artık karşı karşıyayız, dev çöp yığınları, ben ve karşımda üç kişi. Liderleri olduğu anlaşılan kişi biraz daha yaklaştı, elini beline doğru götürdü. Yanındakilere kızma ve sitem arası bir üslup ile ‘ulan biz niye çöp arabasına bindik yakalamak için, araba ile takip etseydik ya.’ diyerek belinden çıkardığı muz kabuğunu sertçe yere fırlattı.
Saat 4.30
Otobüsten indim. Sırt çantamı elime alıp, terminalden uzaklaştım. Otobüs duraklarında sadece kedi ve köpekler uyuyordu, taksimetreyi ölçecek cüzdan da bende mevcut değildi. Yürümeye koyuldum. Köydeki miras işlerine dahil olmuş, hiç görmediğim arsaların kavgasına girmiş, bir daha hiç gitmeyeceğim bahçeleri sırt çantama doldurup büyüdüğüm şehre geri gelmiştim. Eve yaklaştıkça kaldığım gecekondunun bahçesinden sesler duymaya başladım, adımlarım eve ilerledikçe sesler artmaya başladı. Bahçenin kenarından kafamı uzattım. Birileri sandalyede birine ışık tutmuş ve diğer birileri aynı kişiye şiddet uyguluyordu. Bu kadar belgisiz zamirden hiç birinin tanımıyor oluşum, gecenin 5 oluşu ve olay mahallinin benim evimin olması istemsiz ses çıkarmaya itti. Ses çıkardım ve üzerime gelen insanların yüzüne bakmadan sırt çantamı atıp koşmaya başladım.
İnsanoğlunun, âdemoğlunun ya da her ne ile seslenirseniz seslenin; ömrü kaçmak üzerine kuruludur. Okuldan, evden, hastaneden, askerden, belki hapisten, belki ülkesinden… Bir kez kaçmaya başlayınca da çoğu şeyin aslında elinden de kaçtığını fark eder. Bazen geleceğinin, bazen aklının… Ama bir kez kaçmaya başladıysa kimden, neyden kaçtığını bilmeden yalnızca kaçar. Çünkü kaçmak hızlı bir ferahlık verir.
Size bir sır vereyim, insan daima kendinden yine kendine kaçar. Tek kapısı olan, karmaşık labirent gibi. Kendi kurduğu parkurda, kendi engellerinden kaçar ve başlangıç noktası yine kendisidir. Dursa arkasına bakacağını bildiği için durmak istemez. Çünkü arkasına baksa kaçmaması gerektiğini bilir.
9.25
Yerden doğrulurken, peşimdekilerden biri elini uzattı. Korku ve koku üzerime sinmişken üzerime gelen ele sarılıp doğruldum.’Ağabey’ dedi, ‘neden kaçtın, sahneyi yarıda bıraktık da geldik, bak güneş de doğdu yetişmeyecek ödev.’ Anlamsızca yüzlerine baktım, konuşmaya devam etti. ‘Öğrenciyiz, kısa film ödevimiz var. Ev seninmiş komşular söyledi, ulaşamadık, mecbur bahçeni kullandık. Seni görünce de geç de olsa izin için peşinden geldik.’
Gülümseyemedim, ‘ulan’ dedim. ‘Bari biriniz kovalasaydı.’
Yorumlar
Yorum Gönder