Delilik ya da Sallama Çay


...
İnsan her zaman üzerine yakışanı giymeyebiliyor. Cümleye böyle başlamam üzerimde yakışmayan bir şey olduğunu düşündürmesin sakın. İlk kez bir gömlek üzerime bu kadar yakıştı. Hem de 6 aydır üzerimde.
...
Deli olduğumu ben fark ettiğimde 6, ailem fark ettiğinde 18, Hipokrat yeminli insanlar fark ettiğinde 34 yaşında idim. Burada bir dipnot açmak şart oldu. Doktor dediğimiz insanlar da üzerimdeki gömleğin benzerini giyiyorlar, üstelik tersi! Dipnotun da dipnotu şart oldu. Yani dibin dibi. Hep olduğum yer, sizi de beklerim. Neyse.
Gerçekten akıllı olan delidir.
Delilik kendini akıllı sanmaktır. Kafanız karıştı dimi. Olur öyle. Zaten akıl hastanesi dediğiniz yer siz kendinizi akıllı hissedin diye birtakım insanların misafir edildiği yerdir.

Ne diyorduk?

6 yaşında bazı şeylerin farkına vardığımı anlatıyordum. 6 yaş insanın olgunluk çağıdır. Sonrasında okul denen illet insanların zihinlerini sınırlar, sınav yapar, sözlü yapar, not verir, puan kırar. Aslında hayır, burada kalmamıştık, siz de iyi dinleyici değilsiniz, tıpkı benim gibi. Okuyucu mu demeliyim yoksa. Ya da yok, dinleyici diyeceğim, çünkü okurken de kendinizi dinliyorsunuz. İyi bir dinleyici iseniz ve kendi muhabbetinizi seviyorsanız iyi bir okuyucu olursunuz. Ya da olmazsanız olmayın, hiçbir şeyin iyi olup olmaması beni ya da sizi ilgilendirmez.
Ne kadar karışık konuşuyorum değil mi?

 Kafamdakileri doğrudan söylersem 34 yaşına kadar gizleyemezdim bazı şeyleri. Önce kafa karıştırıyorum ki, deli olduğum hemen anlaşılmasın. Sahi delilik dediğiniz nedir? İnsanın aklını kaybetmesi mi? Zannetmiyorum, çünkü ben bir deliyim. Zannedersem kendime hakaret ederim, ve ben kendimi çok seviyorum. Ama belki de öyledir ve hedef şaşırtıyorumdur, bunu hiçbir zaman bilemeyiz.
6 yaşındayken dahi olduğumu düşünüyordum, artık düşünmüyorum. Yanlış anlamayın, dahi olduğum dahil hiçbir şeyi düşünmüyorum. Düşünmüyorum. Düşün. Düş…

 Zaten dahilik dediğimiz şey nedir?
Burada sizden biraz yardım isteyeceğim. Bir makinemiz olduğunu düşünelim, ne işe yaradığı mühim değil, isterse sallama çayların poşetlerini sıkma makinesi olsun. Siz düşünün, ben az önce dediğim gibi düşünmeyi bıraktım. Düşündünüz mü? Saatlerce kullandığımızda, hatta günlerce, muhtemelen bünyesini zorlarız ve bozulur değil mi?

-Sizle konuşuyor gibi yapıp duymak istediğim cevapları almak çok güzel. Buna isterseniz bozulmuyor diyebilirsiniz, bana ne. Sizi duymuyorum. O yüzden bozulur dediğinizi varsaydım. –

 Bozulmazsa çok işimize yaradığını düşünürüz, bozulursa bir köşeye atarız. İşte delirmek tam burada başlıyor, zihnin sınırlarını zorlarsanız ve bozulursanız deli, bozulmadan verim sağlarsanız dahi oluyorsunuz. Size bir sır vereyim mi? Bunu ilk düşündüğümde 6 yaşında, odamda kimse yokken ben bir bozuk sallama çay makinasıyım diye bağırdım. İşte tam burada başlıyor maceram.

6 yaşındaydım, yani yolun 10'da 1’i. Ve ömrümün son altı ayını aileme okula gitmek istemediğimi anlatmak ile geçmişti. Evet bildiniz ömrümün 10’da 1’i. Dedim ya, okula gitmek bence eğitim hayatımın bitmesi demekti. Kulağa hoş geliyor. 6 yaşındaysanız çok fazla karar yetkiniz olmuyor. Ben hayır dedikçe, evet diyordu arka fonda biri. Ne zaman ki okulda evde ulaşacağımdan fazla okunacak şey olduğunu duydum, o zaman ikna oldum okula gitmeye. Hayır, üst komşumuzun kızının da aynı okula yazılacağı ile alakası yok, nerden çıkıyor bunlar. Biz sadece arkadaşız, hayır ayrıca, hepi topu iki tane aklım varsa sadece onda biri. 
Konunun aşka gelmesini istememiştim, ama başlarken kulağa başka geldi. Bu bir aşk hikayesi olmayacak, hayır aşık olup delirecek kadar deli miyim ben ? Ayrıca yaşadığım ortam buna müsait değil, köyde yaşasam belki deliliğim aşktan olurdu, ama büyükşehir olunca delirmek için daha fazla sebep bulabiliyor insan. Hem de aramıyorken. 

Çok uzadı konu, buralarda neden delirdiğimi bilmeniz gerekiyordu, hatta biraz abartıp empati bile yapıyor olabilirdiniz. Ama benden tavsiye, yapmayın. Empati yapmak dünyanın en saçma 75nci şeyi. Yapmayın.İlk 74 ü sayardım ama birazdan imam arkadaşım gelecek ve en güzel kimin delirdiği hakkında birbirimizi ikna yarışması oynayacağız. Tam buraya dipnot gelecek, hayali bir arkadaşım yok, bahsettiğim kişi gerçek. Hem de gerçek bir imam. Hem de gerçek deli bir imam. 

Ayrıca insanın kendini arkadaş olarak görmesi delilik belirtisi değildir. Ama arkadaşını kendisi olarak görmesi delilik belirtisidir. Kafanız karıştı değil mi? Güzel.

Geldim geldim, geçen hafta gelen, ışıklarda otobüsten indiğinde yeşilin ne zaman yandığını bilmediğinden önce yayaya kırmızı yanmasını bekleyen sonra tekrar yeşil yanmasını bekleyen, yan odadan birini taburcu ettiler de onun arkasından su döktük hızlıca gelsin diye, malum dışarısı kendisi akıllı sanan insancıklarla dolu ne olacağı belli olmaz. Siz de mi dışardasınız, buralara kadar okuyarak geldi iseniz sizi ayrı tutabilirim. Gerçi gittiğimi fark etmediniz siz, çünkü zaman dediğimiz şey, hepimize aynı anda gelmeyebilir.

 Size bir sır vereyim mi? Kolumuzdaki, duvardaki, kulelerin üstündeki akrep ve yelkovan en büyük yalancılardır. Ve sadece deliler sırlarını belki de yüzlerce insanın okuyacağı yerde ifşa eder. Evet bildiniz ben bir deliyim. Bilim ve annemin gün arkadaşları böyle söylüyor.

Bayramın ikinci günü idi; herkes bizde, annem, babam, yengem, dayım. Ben yan odadayım. Ve birden ben bozuk sallama çay poşeti sıkma makinesiyim diye bağırdım. İstemsiz, düşünmeden, aniden çocuk aklı ile. 6 yaşıma kadar düşünebileceğim her şeyi düşünmüştüm ve artık bu karara varmıştım. Bundan sonra artık her şey daha farklı olacaktı, mesela akşamları süt içmemeye başladım, ineklerin memesinden çıkan bir şeyi içecek kadar samimi görmüyordum çünkü kendimi. Sonra dayım seslendi içerden. Bilgece yanına oturttu. Dayım hep bunu yapardı, bilgece sokulur ve bir kilo demir mi ağır bir kilo pamuk mu gibi sorular sorar, sonra da kıs kıs gülerdi.

‘Söyle bakalım İbrahim dedi en çok kimi seviyorsun?’
‘Seçenekler neler? ‘
‘Anneni mi babanı mı?’
‘Mi. ‘

Az önce adımı öğrendiniz ve Deli İbrahim şakası yaptınız içinizden değil mi? Hadi yapmayanlar da yapsın, gülelim hep birlikte. Ben kendi kendime gülebiliyorum, ama sizin için bu çok zor, deli zannederler diye korkuyorsunuz değil mi? Ben korkmuyorum. Niye mi? Çünkü deliler korkusuzdur.

18 yaşında yine bir bayramın ikinci günü yine annem babam yengem ve dayım. Ben yine yan odadayım. 18 yaşına kadar bazı şeyleri saklamanın gerginliği ile çıkmazlardayım. Yine dayım başrol, yazdığım bir şiiri internette görmüş, sesli olarak okuyor.
- Burda sizde sesli okuyabilirsiniz, bir an belki dayım yerine kendinizi koyarsınız ve geri kalan hayatınıza şükrederseniz.-

 Ayaklarım yalın, uçuyorum
 Ellerini tutacak ne gücüm var, ne takatim.
 Trenler geçiyor rüyalarımdan, bütün vagonlarda sen,
 El sallıyorum, ellerim takılıyor kirpiklerine.
 Kafamın içi sensiz, kafamın dışı sen,
 saçlarım savruluyor nefesinle,
 Bir çocuğun resim defterine konup martı oluyor saçlarım
 Ayaklarım yalın, sen zalim, ben oyun bozan
 Uçuyorum…

Dayım bitiriyor okumayı. Herkes üzgün, ev sahibi bu ay evi terk edin demiş gibi. Hatta biraz abartıyorum, veli toplantısında ismi Veli olan birinin kelime şakasını duymuş gibi üzgün. Bu arada şiirin ilk harflerine sakın bakmayın. Burda bakın diye, bir süre bekledim. Tabi yine fark etmediniz. E dedim ya zaman kavramı işte. Neyse bakmayın demiştim, çünkü anlamsız.
şiir bitti.

ilk beş dakika; Annem acaba eversek mi bu çocuğu dedi.
ikinci beş dakika: Babamdan askere mi göndersek diye bir öneri ile geldi.
üçüncü beş dakika: Dayım acaba sünnet mi ettirsek diye ses tellerini birbirine sürterek ortamda gereksiz bir ses dalgası oluşturdu.
üçüncü beş dakikanın birinci dakikası: Yengem sizin oynayasınız gelmiş,ayrıca İsmet bu çocuk kaç kere sünnet olacak, sünnetinde yoktun diye niye her fırsatta sünnet ettirmeye çalışıyorsun bu çocuğu dedi.

Tarihe not: Tek mantıklı,fitneci olmayan ve birleştirici yenge bana ait, ve maalesef dayımla evli.
Ben yokmuşum gibi, arkamdan konuşuyorlarmış gibi davranmalarının 18inci yılı:
Herkesi karşıma aldım ve yüksek sesle bağırdım, ben bozuk bir sallama çay poşeti sıkma makinesiyim.
6 yaşımdan 18 yaşına atlamam sizi şaşırtmasın, o ara zaten hepinizi bildiği şeyler. Eğitim ve öğretim yılları, resmi tatiller, girişteki kıyafet kontrolü, kar tatili için valinin adını öğrenmeler… Eğitime yeterince vakit ayırdım, bir de burada ayırmak istemedim, bence siz de okumak istemezdiniz. Hiç kimsenin karnemdeki kırıkların alçı tutmadığını bilmesine gerek yok. Çünkü siz akıllılar, yani siz kendinize öyle diyorsunuz. Kendinizi var etme isteği ile alçılara isim yazıyor, taze betonlara kalp çiziyorsunuz. Çünkü size kimse demedi var olmak için düşünmek gerektiğini, burda düşünüyorum öyleyse varım a bağlamayacağım. çünkü bunu duydunuz ve hepiniz illaki bir gün cümle içinde kullandınız. Ama onu bile düşünmediniz. acaba var mısınız ? İmam arkadaşım bu sebeple yanımda olduğunu söylüyor, boş camide vaazlar verip hepiniz varsınız çünkü ben düşünüyorum dediği için. Ve kendine düşündüklerinden cemaat kurduğu için. Her sabah cemaatine aynı sohbeti yapıyor. Not aldım, ekliyorum. Beni de cemaati yaptı ve fikirlerini yayma görevi verdi.

Muhammed 63 sene yaşamıştır, ömrünün 40 yılını peygamber olduğunu kendisi dahi bilmemektedir ey cemaat. Ancak herkes onu emin, güvenilir,dürüst olarak bilirdi. 40 yaşından sonra 23 sene açıktan Peygamber olmuş, islamı anlatmaya başlamıştı. Bu ne demek biliyor musunuz? önce güven, önce emin olma, önce dürüstlük, sonra namaz, sonra oruç, sonra hac. Sizler Muhammedül emin olmadan Muhammedül Resullullah olma peşindesiniz!

Aslında son vaazı da bu imiş,camide arabaları ve binaları cafcaflı olan kravatlı insanlar olduğu için önce görevden alınmış, sonra da gizli gizli camide bu sohbeti yaptığı için buraya düşmüştü. Ne güzel delirme hikayesi değil mi? Keşke benim de hikayem olsa. Bir hikayem olsa inanın bu kadar lafı gevelemez direkt anlatırdım.

Zihnimizin en merhametli halidir aslında delirmek. Bir zihin onu taşıyana çok acırsa onun delirmesine müsade eder. Her delirme kişiseldir, ve kendi hikayesini oluşturur, her yeni hikayede başka bir acı vardır. Böylece deliren insan kendi gerçek acısından taşınıp yeni bir acıya taşınır. Ve deliler için artık aklını geri kazanmak diye bir şey yoktur, aslında kazanılacak bir şey de kalmamıştır ortada,deli zaten kaybetmiş ve kaybolmuştur. Nerden bildiğimi çok iyi biliyorsunuz, çünkü ben bir deliyim.
34 yaşında kendi ellerimle teslim oldum tabipler odasına. Bana dedim bir oda, manzaralı olsun ne kadar kalacağım belli değil. Hemen telefona sarıldı danışmadaki görevli. Masada kalem, masada gözlük masada içinden ip sarkan karton bardakta çay…

Yorumlar

  1. Keyif alarak okudum, çok iyi.

    YanıtlaSil
  2. Şikayetiniz neydi acaba diye sordu çekinerek bakıyordu nedense üzülerek söyledim çünkü ben ben bozuk bir sallama çay poşeti sıkma makinesiyken o çay nasıl demlenicekti...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAPATIYORUZ RUH VE SİNİR HASTALIKLARI

Kaotik Titanik

Muhtar Bile Olmuş