Kedi Dedektifi

Sevgili eşim Neşe,
Bugün vefatının 835inci günü. Yazdığım 795inci mektup. Mezarının üzerinde topraktan çok sana yazdığım mektuplar var. İnsanlar sevdiklerinin mezarına ağaç dikiyor, ben onların ağaçlarından yapılan kağıtlara sevgimi döküyorum, bence aynı şey.
Seni tek bırakıyorum sanma, yatağım senin yatağın kadar soğuk. Senin kadar yalnızım. tanıştığımız günden beri ben sen’im. Bundandır gittiğin günden beri ben de yokum.
Sana ilk yazdığım not ile sonlandırıyorum bugün.
Sen üşürsen ben hasta olurum, ben hapşurursam sen çok yaşa.
Sen uyanırsan, bütün horozlar neşe ile öter, sen gülümsersen güneş nasıl doğulur öğrenir.
Yazım hala çok kötü, ama sana her mektubumda ellerim titriyor, eriyen kar sonrası balçık olan asfalt gibi oluyor kağıt. Duygularım net ama yazım hala kötü.
Neyse ne diyor Neşet Ertaş:
‘Yazımı kışa cevirdin.’
                                                  Asım Er

Mektubu katlayıp çekmeceye koydum. Suyun kaynaması ile demlik durağa yanaşan tren edasıyla öttü. Bu ses beni 18 yaşından beri harekete geçiriyor. 35 sene devlet demiryollarında bu ses ile çalıştım, emekli oldum yine bu ses ile çay demlemeye gidiyorum. Eşim Neşe vefat edeli tek yaşıyorum, düzeltiyorum yaşıyor sayılmam. Tekim. 67 yaşında devlet demiryollarından emekli bir insan ne kadar tek olabilirse o kadar tekim. Camiden arkadaşları, evimizin yanındaki parka gelen bir kaç spor sever akranımı ve torunumu saymazsak. Hayır daha bunamadım, oğlum ve gelinimi bilerek saymadım.
Çayın yanına bir haşlanmış yumurta, biraz peynir, ve üç aydır bana eşlik eden ve artık benden çok kırışıkları olan bir düzine siyah zeytin koydum. Gazetelere göz atarken aşağıdaki haberi okudum. Nasıl tepki vereceğimi bilemeden kahvaltı sofrasından doğruldum. Haberi aynen gazeteden kesip aşağıya ekliyorum.
Buca Efeler Mahallesi’nde yer alan Ötüken Parkı’nda toplamda 26 kedi katledildi.
Bir de ayakta okudum değişeceğini düşünüp, anlamsız hareket biliyorum. Ama zaten insanlık anlamsız hareketlerle dolu değil mi? Ayrıca ben yaşlıyım bu kadarı mazur görülebilir. En azından bizim Mehmet gibi camiye dalgınlıkla ev terlikleri ile gelip çıkışta da ayakkabım çalınmış diye yaygara koparmıyorum. Olayın vahşeti, sebebi, yakınlığı derken hemen bir şeyler yapma isteği doğdu. Gençliğim polisiye kitap okumakla geçmişti, ve işte tam zamanı idi. Ortada polisiye bir şey yoktu belki ama olsundu. Ben devlet demiryolları emeklisi Asım Er bu davaya kendimi adamış bir dedektiftim artık. Hemen kahvaltı sofrasından, takma dişlerimi temizledim, meshlerimi giydim ve kendimi sokağa attım. Attım diyorum çünkü telaşlıyım ve böyle daha havalı. Yoksa 25 dakika sürdü aşağı inmem. Hemen fırına gittim, bir ekmek aldım ve eve geri döndüm.Kahvaltımı yapamadan bir şey yapamam. Neşet Ertaş arkada çalarken kahvaltımı yaptım.
‘Hep yolcuyuz böyle gelir gideriz
Dünya senin vatanın mı yurdun mu?’
Hemen elime kağıt kalem aldım ve kendime yol haritası çizdim. Mahallemizde kediler katlediliyordu, buna göz yumamazdım. İlk yapmam gereken kendime bir ekip arkadaşı bulmaktı. Hem duyarlı, hem kedileri seven zeki birini bulmak bu devirde çok zordu, ama bu konuda şanslı idim. Hemen seçenekleri koydum önüme. Yaklaşık 6, 7 seçenekten ikiye düşürebilmiştim. Alt komşumuz yeni üniversite mezunu Mete – kedileri seviyor, üniversitesi okumuş zekidir diye düşünüyorum. Beni de seviyor , kötü de olsa arada bir yemek getiriyor. –Diğer seçenek de Torunum Alp Er. 7 yaşında, kedileri o da seviyor. Ve geçen sene anaokulundan mezun oldu. Tabi ki aklın yolu bir dedim ve torunumu seçtim.
İkinci iş olarak olası katilleri bulmaktı. Kağıdın arka yüzünü çevirdim listeledim.
1- Köpekler. -tarih boyunca köpekler kedileri kovalamıştır. Belki de bu kez yakalayabildiler.
2- Fareler. – tarih boyunca kediler fareleri kovalamıştır. Belki de bu kez ninja bilen fareye denk geldiler.
3- Çinli kediler. - Kedi de olsa Çinli kediler olmayacak bir şey yiyip salgına yol almış olabilir. -
4- Uzaylılar. – buna bir gerekçem yok, ama havalı durdu.
5- Son olarak insanlar. Aslında bunların da kedileri öldürmeye gerekçesi yok. Ama dursun bakalım.
Artık her şey hazırdı. Artık yola koyulma vakti idi. Bastonumu da alıp tekrar yola koyuldum. İnerken alt komşum Mete yi gördüm. Ellerinde yoğurt ve peynir kaplarında yemek olduğunu düşündüğüm kötü kokulu şeyler ile aşağı iniyordu. Selam verdi, ama kokudan selamını ikinci de duydum, kesin yaşlı olduğumu düşündü diye içimden geçirirken Mete yi seçmeme kararımından yüzde yüz emin olmanın rahatlığı ile devam ettim.
En son bu heyecanı demiryollarına ilk atandığımda yaşamıştım. Hiç bitmeyen dev bir yatay asansördü ve ilk kez öküzler dünyanın en zeki varlıkları olduğuna o an karar vermiştim, treni izlemeyi akıl edip lügatte da kendilerini yer verdirdikleri için. Zira ilk üç ay sadece izledim.
Yaklaşık 40 dakika sonra torunumun okuluna gelmiştim. seçilmiş olduğundan habersiz teneffüste burnunu koluna silerken gördüm.
Seslendim, işimiz var gel hocam karnım ağrıyor bugün gelmeyeceğim dersin dedim, dede çok geç geldim artık iki ders bitti bile dedi. Direndim. Son ders beden, gelemem dedi. İkna oldum.
Okulun bitmesini beklerken bize yardımcı olacakları kafamda belirledim, polisi bu işe karıştırmayacaktım. Polis en son işti. O yüzden cami çevremi ve torunlarını kullanmaya karar verdim.
Alp sonunda okuldan çıktı, terli, heyecanlı ve geveze idi. Beden dersinde attığı golleri anlattı. Anlattı. Alp dedim, sen artık büyüdün, kocaman insan oldun. Seninle artık ortağız, ikili olduk dedim.
Tom ve Jerry gibi mi dedi.
Bu nasıl ikili örneği, konu ile de çok manidar. Acaba tek mi yapsam bu işi diye düşündüm. Hayır, ciddi bir konu dedim.
Yazlığı benim üstüme mi yapacaksın? Babam oğlum deden beni sevmiyor sana teklif ederse kabul et demişti diye atladı hemen. Bunlar ne konuşuyordu evde.
Sonunda soruları bitti ve dinlemeye karar verdi. Olayı anlattım üzüldü. Düşündü, e biz napıcaz ki dedi. Hemen muhtemelen katiller listesini uzattım. Okuyamadı.Oturdum ben okudum. Dede bu nasıl çirkin yazı, bunu eczaneye götürsek reçete sanar bir torba ilaç verir dedi ve sümüklü bir kahkaha attı.
Öğleden sonra bize yardım edeceklerle buluşmak için ikindi namazında Alp ile camide buluştuk. İkindi öncesi katliam mahalline gidip keşif yapmış, delil aramıştım. Ve gider gitmez bir iyi bir kötü haber almıştım. Kötü haber katledilen kediler 26 değil 27 imiş. İyi haber elimizde gerçek bir delil var. Bir tane kedi cesedi parkta çalılar arasında kalmış.
Cami çıkışı gideceğimiz ilk hedef torunu tıp fakültesinde okuyan Süleyman idi. Mahalledeki herkes potansiyel katil idi. O yüzden belim ağrıyor diyerek torunun numarasını istedim, benim torun diş hekimi diyerek geri çevirdi. Olsun dedim ne anlar dedi vermedi. Acaba anladı mı çok şüpheli davrandı diyerek Alp’e takip etmesini söyledim.
5 dakika sonra Alp geri geldi. Çok hızlı geldi acaba verilen görevi yapmadı mı diye şüphelendim. Dede kaldırıma oturdum zaten evi şurada sabit durunca da gözüküyor eve gitti dedi. İkna oldum.
Otopsiyi mecburen silmiştim. Ve hemen listeyi açıp olay yerine gittik. Gidiş yolunda Mete yine ellerinde poşetler parktan geri dönüyordu. Selam verdi, bu kez kokusuzdu. Parka ulaştık. Artık listedeki olası suçluları inceleme vakti idi. En baştan başladık.
Köpekler
Olay yerinde çok fazla köpek de vardı. Bingo. Ne diyor kural. Her suçlu olay mahalline geri gelir. Alp e kafamda yanan ampulü tutması için seslendim. Alp çoktan kendini kaptırmış, salıncaktan uçarak tahterevalliye, oradan kendini mancınık gibi kaydırağa fırlatıyor. Dışardan torununu parka getirmiş tonton dede profilim oluşmuştu. Başarılı. Alp bu kamufle işini beceriyor, suçluları ürkütmemek gerek.
Alp terli, sümüklü ve nefes alış-verisi düzensiz şekilde yanıma geldi. Hemen görevini söyledim, çabuk su köpeği getir, sorgulayacağız. Alp sabit kaldı. Durumu anlattım. Dede dedi bulduğun kedinin hiç yarası yoktu, diğerleri de öyledir kesin. Köpek nasıl öldürecek ki bunu. Yine çok haklıydı. Şu durumda köpekler anca kedileri kahırdan öldürmüş olabilirdi.
Listeyi tekrar elime aldım, aynı sebeple farelerin de üzerini çizdim.
Çinli kediler konusu için oturduk, beyin fırtınası yapmaya başladık. Alp’in sınıfında, camide uzak doğudan gelen yerleşen gelirken kedisini getiren biri var mı onu düşündük. Yarım saat sonra aklımıza uzak doğudan gelen sadece bir kişi geldi. Veli. İki alt sokağımızda oturan, memleketinden kaz ve kaşar peyniri getirip cami önünde satan Veli. O da takdir edersiniz ki uzak doğudan gelme, yani Kars. Maalesef bu seçeneği de eledik.
Uzaylılar konusunu da direkt atlayacaktım ki Alp benden daha önce atladı. Dede dedi, uzaylılar gemi ile parka gelmiş olabilir. Pazar gün Ayşe parkta ışık görmüş, sonra havaya ışık saçtığını söyledi. Hemen kafasını sertçe ve hızlıca okşadım. Biz de o düğündeydik, havai fişek attılar havaya beraber izledik ya dedim. Kesin aşıktı bu çocuk Ayşe ye. Çünkü aşık olmak, aptal olmak ile eşdeğerdir. Aşk insana zevk verici bir aptallık verir. Görünmezi gördürür, görüneni gördürmez. Aşk insanın 5 duyusunu teke indirger. Sadece hisseder.
Elimizde son seçenek kalmıştı. İnsan.
E ne demiş Neşet Ertaş dedim ve seslice söylendim.
Cehennem azabı zordur çekilmez
Azap çeken hayvanları gördün mü?
Dede dedi, ne demek istemiş babaannem anlamadım ben dedi.
Bu çocuk hakikaten aşıktı.Babaannenin adı Neşe Er Taş. Taş babaannenin kızlık soyadıydı. İkimiz de Neşet Ertaş’ı çok sevdiğimizden soyadını böyle kalsın istedik. Sözü söyleyen Neşet Ertaş. Türkücü. Anlamsızca anlamadan baktı ve anladım dedi. Çok iyi yalancı değildi.
Elimizdeki tek ihtimale odaklanmaya devam ettim. Parka düzenli ya da düzensiz giren herkesi gözlemlemeye başladım. Liste çok kabarık olmaya başladı. Başka bir çözüm bulmamız gerekti.
Sevgili Eşim Neşe,
Bugün vefatının 836ncı günü. Yazdığım 796ncı mektup.
Bugün tanıştığımız günün yıldönümü. Yani senin bilet almak için geldiğin, ama nüfus kağıdını unuttuğun için bilet vermediğim ve bana küfrettiğin gün. Ne kadar da güzeldi. Trenlere baka baka öküz gibi olmuşsun demiştin. Bilet vermeyince de sınavı kaçıracağım diyerek sövmeye devam etmiştin.
Seni gördüğüm ilk günden beri gönül bahçemde tek çiçek sensin.
Sana yine ‘Yanında olduğum her an zamanı durdurmak isterdim. Zaman dursun, sen dur, herkes dursun ben seni sevmeye devam edeyim. ‘ demiştim.
Kaç yıl geçti bilmiyorum, vefatından beri saat de takmıyorum takvime de bakmıyorum. Sen durdun, zaman da durdu. Ben seni sevmeye devam ediyorum.
                               Kedi Dedektifi Asım Er
Kedilerin zehirlendiği bilgisi geldi belediyedeki gizli kaynaklarımdan. Belediyede grevle kadroya geçmiş yol süpüren işçi olması bir şeyi değiştirmez, gizli kaynak gizli kaynaktır. Bundan sonrası adım, kedilerin yediklerini incelemek olacaktı. Ama önce Alp in okuldan çıkmasını beklemem lazım. Zira tonton dede ve şirin torun bizi sorgulamada kamufle edebiliyor.
Alp geldiğinde tekrar parka gitmek için hazırlandık. İlk önce kedilerin yiyebileceği otları böcekleri tek tek inceledik, en azından bastonun ucu ile söyle bir yokladım.
Sonrasında ikimizin kararı da kedilerin asıl gıda ihtiyacının dışardan, mama ve artık yemek olduğu idi. İki günde baya bir ilerleme sarf etmiştik, alan daralıyordu. Kedileri sevmeyen, küresel bir mama şirketini karşımıza almış olabilirdik. Allah’ım neler de yapıyorduk öyle.
İnsanların mama bıraktığı yerleri tek tek inceledik ancak hepsini yedikleri için tek bir delil bile bulamadık. Hepsini yemişler. Parkta bekleyip kedileri kimin beslediğini tespit etmek için yerlerimizi aldık. Ben bankta gazete okuyordum, Alp tahterevalliden kaydırak gibi kaymaya çalışıyordu. Kamufle işini artık iyice çözmüştük. Mama bırakanların hepsini tek tek inceledik. İki tane üniversiteli kız, bir tane beyaz saçlı yaşlı bir teyze. Parkta kalan diğer kedilerin mama bırakılan yer hariç başka bir yerde daha toplandıklarını gördüm diyerek Alp koştu yanıma. Etrafta saçılmış dağılmış ev yemeği artıkları vardı. Biraz daha sağa sola bakınca gördüğüm şey ile durakladım. Kenarları yağlı boş peynir kabı. Yanına yaklaşıp kendi kendime ben bunu daha önce gördüm diye söylendim. Alp geldi, dede ben de bunu gördüm aşağı markette satıyorlar diye beni destekledi. Ama benim kastettiğim o değildi.
Aklıma alt komşumuz Mete geldi. Bir sabah evden çıkarken onun elinde görmüştüm aynı kabı. Bu her şeyi açılıyordu. Katil Mete idi. İyi de neden? Bunun cevabını Mete verecekti tabi ki. Hemen Alp e Mete abisinin dairesine koşmasını söyledim. Ben de peşinden bastonumla hareket ettim. Vardığımızda Mete evde yoktu, ısrarla kapıyı çalınca Mete nin karşı, benim alt komşum çıktı kapıya. -Apartmanlar böyle garip bi yerdi işte. Bir duvar altında veya üstünde başkaları yaşıyordu ve bu gayet normal geliyordu. –
Asım Amca Mert dün taşındı, sana da uğradı ama evde yoktun dedi. Gaza geldim Alp e hemen havalimanlarına haber ver dedim, Alp baktı. Dinlemeye devam ettim.
Mete’nin yeni mezun aşçı olduğunu, burada bir otelde işe başladığını öğrendim. Bu kötü kokulu yemekleri açıklıyordu. İyi de neden kedileri zehirlemiş olabilir ? Kedinin biri çıkıp çok kötü yemek artığı yapıyorsun mu dedi? Devam etti. Geçen gün yaptığı yemekten otele gelen zenginlerden biri zehirlenmiş, bunu da işten çıkarmışlar. Mete de eşyalarını toplayıp memlekete gitti dedi. Alacağımı almıştım, ama konuşmaya devam ediyordu. Dinlemeye devam etsem muhtemelen Mete’nin hangi otobüs firması ile gittiğini bile söylerdi Neriman Hanım. Hemen üst kata daireme çıktım.
Önce polisi aradım, ilgilenmedi. Sonra belediyeyi aradım açmadı. İtfaiye alanım değil dedi, 112 acil servis tavuk ve kedilere bakmıyoruz diye yanıtladı. En son kendimi orman genel müdürlüğünü ararken Alp durdurdu. Dede dedi belediyenin sitesine yazalım.
Hemen yaz söylüyorum dedim:
Buca Efeler Mahallesi Ötüken parkında kayıtlara geçen 26, gerçekte 27 katledilen kedi ile ilgili inceleme sonucumuzdur:
Kedilerin zehirlendiği aşikardır, ancak nasıl zehirlendiği konusundaki muamma tarafımızca kaldırılmıştır.Taksirle işlenen bu işin faili M.Ö. (28, bilemedin 29 ) şuan ülke sınırlarını terk ediyor olabilir. Veya Tokat a bakabilirsiniz, kendisi Tokat’lı. Tez havalimanları ve bütün çıkış kapıları kontrol ettirilmelidir. Kanıtlar, olay örgüsü için aşağıdaki adresten bize ulaşabilirsiniz.
                     Dedektif Asım Er, Dedektif Alp Er

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAPATIYORUZ RUH VE SİNİR HASTALIKLARI

Kaotik Titanik

Muhtar Bile Olmuş